Irregular Steppin'
''yuce ruhlar gibi bulutlari siyirdilar...''
29 Kasım 2010 Pazartesi
18 Eylül 2010 Cumartesi
1 Mart 2010 Pazartesi
.dont cry dont cry baby

Düşünüyorum, geçmişe dönüyor; hatırlıyorum...
Üç yaşımın:
Anlamsız, renkli; John Lennon sevgisi..
Kız yaftası; aşk sandığım merak ve bugün gülerek, sadece ruh benzerliği dediğim: Jim Morrison...
Bir amerikalının çöpe attığı: Etta James plağı ve ilk, ''At Last''i dinleyişim...(4-5 yaşında bu melodiyi dinlerken neler hissettiğimi sanırım asla anlatamam size...)
Sadece haftasonları gördüğüm annemin yan odada çalan, başta The Doors ve Beatles olsalarda her cumartesi duyduğum; minik minik kurabiyeler gibi Jazz kokan amerikan şarkılarını mırıldanması...
Şimdi ise büyümeyi ve hayallerimin çalınmasını ekliyorum bunlara.
Ama ben kulaklarımdaki müziği her gün daha fazla derinlerimde hissediyorum ve bunları yaşadığım için hafifçe gülümsüyorum güneşe bakarak.. biliyor musunuz?....
Böyle tuhaf bir karmaşa benimkisi...
♫♪♪♪♫♫ Don't cry don't cry baby...♫♪♪♪♫♫ *
(*Etta James)
28 Şubat 2010 Pazar
13 Şubat 2010 Cumartesi
.iz
'iz'leyen yok artık 'iz'leri..
Bırakacağımız ayak izlerimiz için topraklar da yok artık. Tıpkı bırakacağımız yaşanmışlıkları, heyecanı, sevgiyi, plağı paylaşacağımız bir yerler, kimseler olmadığı gibi...
Toprağa ben de öyle çok basmadım ama neden bilmem, bas(a)madığım toprağı özlüyorum. Bazen yemek bile istiyorum toprağı! EVET!
Öyle bir özlem duyuyorum işte toprağa, izlere...
Her yer taş, her yer düz..düz..düz, dümdüz!
Her gün baktığım yerler her gün baktığım için değil göremediğim için korkunç!
Evet!
Henüz bugün yürüdüm ve bir kez daha koklamak, izlemek istedim o yerleri...
Zamanın içinden olduğu gibi oradan geçen insanlar var hala ve bir sürü anıları, telaşlarıyla, heyecanları da olmalıydı. Bilmiyorum henüz ve merak ediyorum!...
Biz(insan)e yakın şeyler var elbette. Yaşasın iz var! Kokular, hisler, heyecanlar; ah, onlar özlediklerim!...
Ses-Sizlik.
Artık ne o yaşanmışlıklar defterinin kokusunu alabiliyor ne de birilerine dair ayak izlerini görebiliyorum... Ara sokaklara girmediğim zamanlarda çok soğuk hissediyorum. O yaşanmışlıkta mutlu olmaya çalışıyorum çünkü ben yaşayamıyorum. Ben
istiyorum, dışımdakiler görmüyor.
Üzüyor yalnızlık, üzüyor 'ses'sizlik.
Yüzler.
Sadece görünenleri, görünenlerden de ancak parlayanları paylaşmıyor muyuz?...
İnsanların mimiklerini izleyemiyor, gözlerine bakamıyor, tavırlarını gözlemlemekten korkmuyor muyuz? Bunları denediğimde tuhaf bakıyorlar.
Yüzler; düz, yüzler; yer çekiminin aksine ve egemen olana yenik.
İzliyorum...
Ben gözlerimi kaçırmadan izliyorum. Paylaşmayı tuhaf görseniz de ben sizin gözlerinizin içine bakarak sizi izliyorum. Eve gelip tüm nefesimle söylemek, çalmak, yazmak; paylaşmak istiyorum.
Büyüdükçe...
Her gün biraz daha içten bir anda yakaladıkça o yaşanmışlıkları, yüzleri, farkettikçe paylaştıklarımızın ne kadar da birbirine benzediğini, mutlu oluyorum. Unuttuklarımı hatırlıyorum,heyecan duyuyorum ve yine mutlu oluyorum, paylaşmak istiyorum . Evet ben mutlu olabiliyorum hala, heyecanlanabiliyorum, ağlayabiliyorum. Beatles şarkılarında hissettiğim duyguları yaşadğım gibi.
Ayaklarımızın izi çıkmıyor artık yerlerde.
Olsun, ben yine de bir yerlerde kalan ve henüz taş döşenmemiş toprak parçasına basa basa yüremeyi ve ayak izlerimizi bıraktığımı sanmayı sevenlerdenim.
Koku.
Yağmur yağdığında toprağın azot kokusunu da duymak isterdik biz ama ne yazık ki şehir kokusu bezeniyor her gün etrafımıza, pis bir koku. Ah pardon 'medeniyet' kokusu bu! çekiyoruz içimize her gün büyük bir tepkisizlikle!
Evet ve bir kez daha..mmmmhh ne kadar da güzel değil mi?..
'İz'lemeyi ve 'paylaş'mayı seviyorum ben!
Bırakacağımız ayak izlerimiz için topraklar da yok artık. Tıpkı bırakacağımız yaşanmışlıkları, heyecanı, sevgiyi, plağı paylaşacağımız bir yerler, kimseler olmadığı gibi...
Toprağa ben de öyle çok basmadım ama neden bilmem, bas(a)madığım toprağı özlüyorum. Bazen yemek bile istiyorum toprağı! EVET!
Öyle bir özlem duyuyorum işte toprağa, izlere...
Her yer taş, her yer düz..düz..düz, dümdüz!
Her gün baktığım yerler her gün baktığım için değil göremediğim için korkunç!
Evet!
Henüz bugün yürüdüm ve bir kez daha koklamak, izlemek istedim o yerleri...
Zamanın içinden olduğu gibi oradan geçen insanlar var hala ve bir sürü anıları, telaşlarıyla, heyecanları da olmalıydı. Bilmiyorum henüz ve merak ediyorum!...
Biz(insan)e yakın şeyler var elbette. Yaşasın iz var! Kokular, hisler, heyecanlar; ah, onlar özlediklerim!...
Ses-Sizlik.
Artık ne o yaşanmışlıklar defterinin kokusunu alabiliyor ne de birilerine dair ayak izlerini görebiliyorum... Ara sokaklara girmediğim zamanlarda çok soğuk hissediyorum. O yaşanmışlıkta mutlu olmaya çalışıyorum çünkü ben yaşayamıyorum. Ben
istiyorum, dışımdakiler görmüyor.
Üzüyor yalnızlık, üzüyor 'ses'sizlik.
Yüzler.
Sadece görünenleri, görünenlerden de ancak parlayanları paylaşmıyor muyuz?...
İnsanların mimiklerini izleyemiyor, gözlerine bakamıyor, tavırlarını gözlemlemekten korkmuyor muyuz? Bunları denediğimde tuhaf bakıyorlar.
Yüzler; düz, yüzler; yer çekiminin aksine ve egemen olana yenik.
İzliyorum...
Ben gözlerimi kaçırmadan izliyorum. Paylaşmayı tuhaf görseniz de ben sizin gözlerinizin içine bakarak sizi izliyorum. Eve gelip tüm nefesimle söylemek, çalmak, yazmak; paylaşmak istiyorum.
Büyüdükçe...
Her gün biraz daha içten bir anda yakaladıkça o yaşanmışlıkları, yüzleri, farkettikçe paylaştıklarımızın ne kadar da birbirine benzediğini, mutlu oluyorum. Unuttuklarımı hatırlıyorum,heyecan duyuyorum ve yine mutlu oluyorum, paylaşmak istiyorum . Evet ben mutlu olabiliyorum hala, heyecanlanabiliyorum, ağlayabiliyorum. Beatles şarkılarında hissettiğim duyguları yaşadğım gibi.
Ayaklarımızın izi çıkmıyor artık yerlerde.
Olsun, ben yine de bir yerlerde kalan ve henüz taş döşenmemiş toprak parçasına basa basa yüremeyi ve ayak izlerimizi bıraktığımı sanmayı sevenlerdenim.
Koku.
Yağmur yağdığında toprağın azot kokusunu da duymak isterdik biz ama ne yazık ki şehir kokusu bezeniyor her gün etrafımıza, pis bir koku. Ah pardon 'medeniyet' kokusu bu! çekiyoruz içimize her gün büyük bir tepkisizlikle!
Evet ve bir kez daha..mmmmhh ne kadar da güzel değil mi?..
'İz'lemeyi ve 'paylaş'mayı seviyorum ben!
11 Şubat 2010 Perşembe
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
